Uzun bir süre kendi tarzımda okuyacak bir kitap bulamıyordum. Sürekli kitap alıp yarıda bırakmaya başlamıştım. Daha sonra bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine Elif Şafak’ın yazmış olduğu Havva’nın üç kızı kitabını okumaya başladım. Son zamanlarda bu kadar akıcı ve sürükleyici bir kitapla karşılaşmamıştım.

Havva’nın Üç Kızı konu itibari ile Türkiye’de çok sık yaşanan bir durumu konu alıyor. Kitap içerisinde Şirin, Mona ve Peri adında 3 kız bulunmaktadır. Daha çok Peri etrafında geçen olayların temelinde Tanrı inancı yer almaktadır. Peri’nin annesi muhafazakâr bir İslamcı iken babası bu tür şeylere inanmayan içki içen bir karakterdir. Bu yüzden sürekli anne ve baba kavgası arasında kalan Peri, Tanrı arayışında olmaktadır.
Peri yurtdışında okumaya gitmesiyle farklı dindeki kişilerle tanışmaya başlar. Özellikle de hocası Profesör Azur ile tanıştıktan sonra hayatı çok farklı bir yön almaktadır. Kitapta geçmiş ve gelecek senelere gidip gelirken zaman kavramınızı yitirebilirsiniz. 🙂 Şahsen ben kitabı okumaya başladığımda saatlerin nasıl geçtiğini anlamamıştım.

Kitabı Okurken Altını Çizdiklerim
- Sorun şu ki bizim gibi memleketlerde demokrasi, bir nevi havyar gibi; fazla lüks.
- Dünün mazlumlarından bugünün zalimleri çıkıyordu.
- Mutsuz ailelerde büyüyen gençler için edebiyat en güzel sığınaktır.
- Büyümek demek, anne babanın kusurlarını görmeyi öğrenmek demekti.
- Niye iyi geçinmiyorsun herkesle? -Herkesle iyi geçinmek için hava gibi olmak lazım; renksiz, vücutsuz. Benim fikirlerim, değerlerim var. İnandığım şeyler, sevmediğim şeyler var.
- Düşünmeden sarf ettiğimiz sözler, hani öylesine, lafın gelişi, bazen beklenmedik kehanetlere dönüşür hayatın döngüsünde.
- Eğer fikrinizi gözden geçirmeye hazır değilseniz, kimseyle hiçbir konuda tartışmaya girmeyin. Sadece değişime açık insanlar gerçek anlamıyla münazara edebilir.
- Ne kadar hafif hissediyordu insan kendini “hiç yapmam” sandığı bir şeyi yapmayı göze aldığında.
- Çünkü tektipçilik iyi bir şey değil de ondan. Tektipçiliğin olduğu yerden ne felsefe çıkar ne sanat.” Bir kar tanesi gelip şapkasına kondu, bir diğeri de saçına. “Bak, dindarlar eleştirel düşünce ve sorgulamanın değerini anlamıyor, bilim dünyasındaki pek çok akademisyen de inancın insanlar için önemini kavrayamıyor Bense yepyeni bir dil peşindeyim. Bütün duyularımın uyanık olmasını severim; hani şu müthiş ahtapot gibi. Felsefeyi, şiiri, sanatı, bilimi harmanlayalım. İkilemleri kaldıralım. Çağımızda kafayı kimlikler ve kurallar ve ayrımlarla o kadar bozduk ki Tanrı felsefesinden uzaklaştık. Ya her şeyi yanlış anlıyorsak?





kalemimdenduyg1 için bir cevap yazın Cevabı iptal et