Birinci Dünya Savaşı sırasında büyük kayıplar vererek vatanımız için mücadele ettiğimiz Çanakkale Savaşı zaferinde bilinmeyen birçok hikâye bulunmaktadır. Savaş sırasında yaralanan askerler Sahra Hastanesi’ne getiriliyordu. Fakat ne doktor sayısı ne de tıbbi ekipman sürekli gelen yaralı askerlere yetecek durumda değildi. O kadar kanlı bir savaştı ki 15 günde tam 18 asker şehit veriliyordu. Yaralanan askerler için en çok kullanılan ilaç ağrı kesici etkisi olan morfin olmaktaydı. Zaman geçtikçe morfin sayısı azaldığı için sadece kurtulabilecek askerlere verilmekteydi.

Yine yoğun zamanda sedyeye bir genç yatırıldı. Bir ayağı kopmak üzereyken bağırsakları da dışarıda olmaktaydı. Cerrah, gencin kurtulmayacağını anladığı için morfinin boşa gitmesini istemeyerek hemşirelere ”Kaldırın” dedi. Fakat o anda ” Baba” diye bir ses işitildi. Sedyede yatan genç, doktorun kendi oğluydu. Doktor bunun üzerine oğluna sarılır, öper ve gölge bir yere kaldırılmasını ister. Ardından sedyeye başka bir asker yatırılır. Daha sırada birçok yaralı asker beklemektedir. Bu yüzden doktor, kendi oğlu ile ancak bir sonraki gün ilgilenebilmiştir. Fakat o süre boyunca oğlu çoktan gömülmüştür.

Bu vatan 7’den 70’e savaşan insanlar, gencecik evlatlar ve evlatlarını kendi elleri ile feda eden doktorlar sayesinde kurtarılmıştır. Çanakkale Savaşı gibi birçok savaşta Türk milleti büyük fedakarlıklar vermiştir. Günümüzde bunun bilinci ve duyarlılığı ile hareket etmek, onlara olan borcumuzdur.

Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber, bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyetler eder istiâb..
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.





pembevemavifikirler için bir cevap yazın Cevabı iptal et