
-Üst sınıfın insanları,alt sınıfa karşı her zaman soğuk bir mesafe içinde,sanki yakın davransalar bir şey kaybedeceklermiş gibi;bir de düşüncesizler ve başkalarına kötü niyetle takılmaktan hoşlananlar var,kibirlerini zavallı insanlara daha çok hissettirsinler diye onların seviyesine inmiş gibi davranıyorlar.
-İnsan aslında karmaşık bir varlık değil.Çoğunluğu zamanın büyük bir bölümünü yaşamak için kullanıyor,geri kalanı ise,özgür oldukları küçük zaman diliminden öyle korkuyor ki,ondan kurtulmanın her türlü yolunu deniyor.İşte insanın değişmez yazgısı!

–Kendine sevdiğin kişinin ölümlü olduğunu, sevdiğin şeylerin sana ait olmadığını, sana birer hediye olarak verildiklerini, sonsuza kadar senin olamayacaklarını hatırlat.
-İster kendi başına ol, ister başkalarının yanında; kendine bir karakter çiz. Sessizlik genel kuralın olsun; ya da sadece gerekli olanı birkaç kelimeyle söyle. Her şeyden de öte başkaları hakkında konuşmaktan kaçın. Ne öv, ne yer, ne de başkalarıyla karşılaştır. Eğer becerebilirsen sohbeti yönlendir. Ama eğer kendini yabancılar ve bilmediğin konular arasında bulursan sessiz kal.

–Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kaplıyor. Bir yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: «Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılma zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım. ‘Canım, bugün üzgün görünüyorsun,’ demek istemiyorum. ‘İstemiyorsan buluşmayalım,’ dedi geçen gün. Buyrun bakalım. Ben de çekilmez huysuzluklar etmiştim; bu sonuca katlanmalıydım. Ben ne yaptım? Neyse, geçelim albayım. Fakat beni anlıyor: Bütün geçmişimi anlattım ona, hep haklı çıktım. İşte böyle anlarda çileden çıkıyorum albayım: Kendimi unutup zafer sarhoşluğuna kapılıyorum. Oysa bütün bu ilişki bir can sıkıntısı yüzünden başlamıştı.
–Endişe ettiğimiz şeyler eşit ağırlığa sahip değillerdir.Onları abartan da,alçantan da bizleriz.Yakınımızda olup bitenlerden uzaktakilerden daha fazla etkileniriz.Hareket alanımızı küçülttükçe,daha küçük meseleler bizi yiyip bitirmektedir.İnsan bunlardan tamamen kaçamaz,ancak onlarla arasına mesafe koyabilir.
-Güzelliği daha görünür kıldığı için çirkinliği sever, iyiliğin altını çizdiği için kötülüğü sever.





Bir Cevap Yazın