Soğuk bir kış günü, İstanbul.. Gardiyan Ali yataklarında titreyen mahkumlara sertçe fırça çekiyor:
 ’’Otel mi lan burası, kalkın sayıma!’’

Sahi nasıl bir duyguydu otelde, evde kalmak. Unutmuştum. On sekizlik delikanlıydım buraya girdiğimde. Çok şey öğrendim bu yaşıma kadar çok şeye alıştım. İnsan içerdeyken zaman kavramı uçup gider, hapishanede başka bir zaman kavramı vardır. Gün sabah sayımı ile başlar, yemek yeme vakti geldiyse öğlen olmuştur. Bahçenin kapıları açıldıysa(bahçe dediğim yirmi beş metrekare, etrafı duvarlarla çevrili beton zemin bir alan)ikindi olmuştur, koşa koşa bahçeye gidersin, halbuki tek yaptığın iki duvar arasında gidip gelmek. Çoğu için bu bile lükstür. Eğer geniş bir hayal gücün varsa aşarsın tüm duvarları. Mesela ben her gün farklı şehirde, farklı bir mevsimde uyanırım sabaha. Bir gün Karadeniz’de bir tatil köyünde sonbaharda orman kokusu çekerim ciğerlerime, bir gün Akdeniz’de plajın birinde deniz kokusu. Bir gün Amerika’da Niagara Şelalesinin tepesindeyim, bir gün Afganistan’da bir tapınağın içinde, bir gün Azerbaycan’da dans eder, bir gün Brezilya’da karnavalda çılgınlar gibi eğlenirim. İşte yine öyle bir gün. Etrafın yemyeşil olduğu bir ormanda, Sezen Aksu eşliğinde yürüyorum. Havada ağaçların ve çiçeklerin yaymış olduğu hoş bir koku var. Kelebekler ne güzel de uçuyor etrafta. Yavrularını besleyen kuşlar, evine yemek götüren karıncalar. Nasıl da masmavi gökyüzü, sonsuz, özgür. Adeta büyülemişti beni, ki sitemkar bir ses dağıttı bütün güzelliği
 ’’Hey kime diyorum, kalksana lan.’’

Bir Cevap Yazın

Popüler